
Merabayın, Oşgeldiniz ;
Bir coğrafyanın ruhu, sadece dağlarıyla, nehirleriyle ya da tarlalarıyla ölçülmez; o coğrafyada konuşulan kelimelerle, dökülen cümlelerle ve en önemlisi o cümlelerin arkasındaki tatlı sert gülümsemeyle hayat bulur. Trakya da tam olarak böyledir; insanı sıcak, dili keskin, mizahı ise bir başka incedir.
Yıllardır Kırklareli’nden Edirne’ye, Tekirdağ’ın köy meydanlarından kasabalarına kadar konuşulan Trakya şivesi; sadece bir telaffuz farkı değil, başlı başına bir yaşam felsefesidir. Karşısındakini kırmadan lafı cuk diye oturtan, her duruma verecek mutlaka neşeli bir cevabı olan bu eşsiz dil, oralı olmayanlar için bazen çözülmesi güç bir bulmaca, bizim içinse can damarıdır.
Sokakta yürürken duyduğunuz “Abe dur yahu!” nidasından tutun da, ruh halini tek kelimeyle özetleyen o yöresel deyimlere kadar Trakya kültürü, kaybolmaya yüz tutmuş samimiyetin en güzel kalesidir. İşte biz de bu yüzden, Trakya’nın o nevi şahsına münasır dilini yaşatmak, unutulmaya yüz tutmuş kelimeleri yeniden hatırlatmak ve her harfinde yüzünüze küçük bir tebessüm kondurmak için kapsamlı bir sözlük serisi hazırladık.
A’dan Z’ye Trakya’ Şiveleri Sözlüğü
– A-
-
Aba (Abe / Be): Cümlenin başına veya sonuna konulan, hitap, şaşkınlık veya vurgu bildiren en temel Trakya nidası. (Örn: “Abe dur yahu!”)
-
Abraymak: Aylak aylak gezinmek, boş boş dolaşmak.
-
Açelya: Trakya’da bir kadına seslenirken ya da hafif bir şaşkınlık anında kullanılan sevimli bir hitap şekli.
-
Açık Göz: Kurnaz, uyanık kimse.
-
Afatura: Fatura veya hesap anlamında halk arasında kullanılan yöresel söyleyiş.
-
Aftos: Yalancı, sahte, uyduruk şeyler için kullanılan tabir.
-
Aks aralığı: Trakya yollarında traktörlerin veya arabaların tekerlek izi, patika yol.
-
Alamana: Büyük balıkçı kayığı, tarla sulamada kullanılan büyük su deposu/havuz.
-
Alık: Saf, şaşkın, ne yapacağını bilmez haldeki kimse. (Örn: “Ne bakıyon alık alık?”)
-
Anadan Dörüt: Yepyeni, sıfır, hiç kullanılmamış eşya veya giysi.
-
Arba: Araba kelimesinin Trakyalı ağzındaki en doğal ve hızlı söylenişi.
- Andır Andır : Birşey için çabalayan.
-
Asba: Sağlam, güvenilir, mert kişi.
-
Avara: Boşta gezen, işsiz güçsüz kimse.
- Ayde : Haydi
- Aydamak : Sürmek, Araç Sürmek Bisiklet Sürene Söylenir , Ayda Bakalım, Sür Bakalım.
-B-
-
Babaçko: İri yarı, kalıplı, güven veren veya samimi erkek arkadaş, koca adam. (Örn: “Nasılsın bakalım babaçko?”)
-
Badılcan: Trakya ağzında patlıcan kelimesinin o kendine has, tatlı söylenişi.
-
Balyoz gibi: Ağır, sert, etkili hareketler veya durumlar için kullanılan tabir.
-
Bambabalık: Sersemlik, şaşkınlık hali, ne yapacağını bilememe durumu.
- Bırkalamak : Kurcalamak, Dürtmek
-
Beceriksiz / Becirikli: Becirikli kelimesi Trakya’da tam tersine “eli işe yatkın, hamarat” anlamında övgü olarak kullanılır.
-
Bızdık: Ele avuca sığmayan, hareketli küçük çocuk veya sevimli ufaklık.
- Bıldır : Önceki Sene
-
Bocuk: Trakya kültüründe (özellikle Vize/Kırklareli taraflarında) kutlanan, kışın en soğuk gecesinde yapılan geleneksel halk eğlencesi ve o gecede yapılan kabak tatlısı.
-
Bocuklamak: Üşümekten titremek, sarsılmak.
-
Böğürtlen / Börtlen: Yabani meyveler için kullanılan yöresel telaffuz.
-
Büdücük: Ufacık, minnacık şey veya sevimli ufak insan.
-
Bürütmek: Hayvanların veya çocukların huysuzluk edip bağırması, sızlanması.
C / Ç
-
Cılkı çıkmak: Bir şeyin tadının kaçması, aşırı abartılması veya bozulması hali. (Örn: “Olayın cılkı çıktı ha!”)
-
Cıbıl: Üstünde kıyafeti olmayan, çıplak ya da maddi durumu zayıf, parasız kimse.
-
Cıgaralık: Trakya köylerinde ve eski topraklar arasında sigara tütünü veya sigara sarılacak kağıt/malzeme için kullanılan tabir.
-
Cıngıllı: Süslü, püsküllü, ses çıkaran boncuklu eşya veya süslemeler.
-
Cücüklenmek: Filizlenmek, yeşermek (özellikle soğan, patates gibi gıdaların filizlenmesi için denir).
-
Çaka satmak: Hava atmak, caka satmak, gösteriş yapmak.
-
Çalım: Burnundan kıl aldırmayan, kibirli ve kasıntılı hareketler.
-
Çarliston: Trakya’da eski dönemlerden kalma geniş paçalı veya bol kesim pantolonlar için kullanılan tabir.
-
Çene yarıştırmak: Boş yere karşılıklı laf dalaşına girmek, gereksiz konuşmak.
-
Çömeltmek: Birini çömelik pozisyonda oturtmak veya yere çömelmek.
-D-
-
Dabak: Hayvanlarda görülen bir tür ayak ve ağız hastalığı; Trakya’da sinirli, yerinde duramayan insanlar için de mecazi olarak kullanılır. (Örn: “Ne tepinip duruon dabaklı gibi?”)
-
Dalavere: Düzenbazlık, hileli iş, gizli dolap çevirme.
-
Damatlık: Trakya düğünlerinde misafirlere giydirilen veya en şık, en yeni kıyafetler için kullanılan tabir.
-
Daralmak: Sıkılmak, bunalmak, içine dar gelmek. (Örn: “Yahu sıcaktan darlandım be!”)
-
De gidi de: Geçmişteki güzel günleri anarken ya da hayret belirtirken kullanılan nostaljik nida.
-
Dızdıvaz: Gereksiz, boş işler veya döküntü, işe yaramaz eşya.
-
Dingildeimek: Sallanmak, dengesiz bir şekilde hareket etmek, oynamak. (Örn: “Sandalye üstünde dingildeyip durma düşecen!”)
-
Dom dom: İri yarı, kalın sesli ya da tıkır tıkır ses çıkaran şeyler için kullanılan tabir.
-
Düdük gibi: Çok küçük, bodur ya da komik derecede dar kalmış kıyafetler/yerler için söylenir. (Örn: “Bu ne biçim araba, düdük gibi kalmış.”)
-E-
-
Eğleşmek: Bir yerde vakit geçirmek, gecikmek, oyalanmak. (Örn: “Daha fazla eğleşmeyelim, akşam oldu.”)
-
Elalem: Başkaları, elin adamı, el kenti. Trakya’da dedikodu bağlamında en çok kullanılan sözcüklerin başında gelir.
-
Elti: Kardeş eşleri demektir ama Trakya’da laf sokmaların ve tatlı rekabetin merkezindeki o akraba unvanıdır.
-
Erecek: Yakında, yakışık alacak şekilde ya da tam vaktinde olma durumu.
-
Eskisi Gibi: Artık eskisi gibi tadı yok anlamında, geçmişe duyulan o hafif sitemkar özlem.
-
Eşkin: Atın veya hayvanın hızlı, hafif sallantılı ama akıcı yürüyüş biçimi.
-
Eşmek: Toprağı, yeri kazmak, eşelemek veya bir şeyi bulmak için ortalığın altını üstüne getirmek.
-
Etli Butlu: Kalıplı, ele avuca sığan, sağlıklı ve gösterişli yapıda olan kimse veya hayvan.
-
Evlek: Tarlada bölme, parsel veya tarla sınırlarını belirleyen ufak toprak çizgisi/ark.
-F-
-
Fantaftık (Fiyakalı): Gösterişli, dikkat çekici, çaka satan, havalı kıyafetler veya durumlar için kullanılan tabir. (Örn: “Fantaftık giyinmiş yine bizimki.”)
-
Faslı: Trakya’da uzun uzun yapılan sohbet, muhabbet veya eğlence meclisi. (Örn: “Akşamki faslı epey uzun sürdü.”)
-
Fıldır fıldır: Sürekli etrafa bakınan, yerinde duramayan, gözleri oradan oraya koşan hareketli durumlar için söylenir. (Örn: “Gözleri fıldır fıldır ne arıyon baksana.”)
-
Fiske: Parmak ucuyla atılan hafif darbe ya da azıcık miktar, azıcık şey.
-
Fiske vurmak: Hafifçe uyarmak ya da laf sokmak anlamında da kullanılır.
-
Fistan: Kadınların giydiği tek parça yöresel elbiseler, elbiselik kumaşlar.
-
Fiyaka: Hava atmak, caka satmak, çevreye karşı gösteriş yapmak.
-
Fodik: Boşta gezen, işe yaramaz ya da uyuşuk kimseler için söylenen alaycı bir sözcük.
-
Fondaş: Bir şeyin en dibinde kalan, tortu veya dip kısmı (özellikle kahve telvesi için denir).
-G-
-
Gak guk etmek: Lafı uzatmak, gevelemek, net konuşmamak, mızmızlanmak. (Örn: “Uzatma da ne diyorsan de, gak guk etme.”)
-
Gakkiş: Trakya’da sevimli bir hitap şekli, dost, arkadaş veya samimi erkek evlat için kullanılır.
-
Gakkoz / Gakora: Kendi aralarındaki samimi seslenmelerden biri, hemşehrilik vurgusu.
-
Gavur malı gibi: Çok ucuz satılan ya da hoyratça, hesapsızca harcanan, kullanılan eşyalar için söylenen deyim.
-
Gaz vermek: Birini gaza getirmek, dolduruşa getirmek, cesaretlendirmek (veya fitnelemek).
-
Gıdık: Boyun altındaki yumuşak bölge; Trakya’da çocukları sevrerken gıdıklama eylemi için de sıkça denir.
-
Gıdıkçı: Sürekli insanlarla alay eden, takılan, laf sokan kimse.
-
Gırgır şamata: Eğlence, neşe, kahkaha dolu ortam. (Örn: “Akşamki oturmada epey gırgır şamata yaptık.”)
-
Gocuk: Kışın giyilen kalın, içi kürklü veya yünlü mont, kaban.
-
Guguk: Trakya’da dalgın, ne söylediğini bilmeyen ya da saf kimseler için sevgiyle karışık alay yollu kullanılan tabir.
H- (Trakya’da Söylenirken Yutulan (Hayalet Harf) ayalet arf ”H” )
”Merhabayın Diyemiyoruz ” Merabayın Diyoruz ”
Trakya şivesinde “H” harfinin kaderi oldukça çetrefillidir. Trakyalı ya kelimenin başındaki ya da ortasındaki “h” harfini tamamen yutar, tınlamaz bile (örneğin horoz yerine oroz demek gibi); ya da normalde “h” olmayan yerlere fazladan “h” sıkıştırarak kelimeyi adeta yeniden yaratır! Bu durum, dışarıdan gelenler için başta kafa karıştırıcı olsa da, işin içine girince coğrafyanın en tatlı mizah malzemesi olmuştur.
-
Horoz ➔ Oroz (“Oroz ötmeden yola çıkcaz beya!”)
- Hindi ➔ İndi
-
Hamam ➔ Amam (“Hadi amama gidelim kirlendik.”)
-
Hapishane ➔ Apishane
-
Hasır ➔ Asır
-
Hesap ➔ Esap (“Bakıyım esap ne kadar tutmuş abey?”)
-
Huzur ➔ Uzur (“Köyde uzur var, şehir gürültülü.”)
-
Haram ➔ Aram
- Hoşbulduk ➔ Oşbulduk
-
Havaya ➔ Avaya Ateş et beya
-
Hüseyin ➔ Üseyin gel beri
-
Hala ➔ Ala Havva Halamlara Gitcek Beya Söylerken ; ( Avva alamlara gitcez biz beya )
- Hadi Düğün Halayı Başladı ➔ Adi Düğün Alayı Başladı.
- Hoşbulduk ➔ Oşbulduk
-
Haberi yok âlemden: Dünyadan bihaber, etrafında olup bitenlerden tamamen kopuk, dalgın kimseler için söylenir. (Örn: “Biz burada ne diyoruz, onun haberi yok âlemden.”)
-
Hacıyatmaz gibi: Yerinde duramayan, sürekli sallanan ya da ne yöne döneceği belli olmayan kararsız insanlar için kullanılan tabir.
-
Hafif Meşrep: Ağır başlı olmayan,cıvık hareketler sergileyen veya sözüne güvenilmez kişiler için yöresel bir eleştiri sözü.
-
Halanmak: Hantallaşmak, tembelleşmek, iş yapamaz hale gelmek. (Örn: “Otura otura halanmış bizimki.”)
-
Hambal: Hamal kelimesinin Trakya ağzındaki o doğal ve yumuşatılmış söylenişi; ağır iş yapan veya yük taşıyan kimse.
-
Hapı yutmak: Zor bir duruma düşmek, işi sarpa sarmak, fena yakalanmak. (Örn: “Ödevleri yapmadıysan hapı yuttun be!”)
-
Hassas: Trakya’da bazen ince ruhlu anlamından ziyade “alıngan, hemen darılan, nazlı” kişiler için kullanılır.
-
Heyheyleri tutmak: Birdenbire çok sinirlenmek, tepesi atmak, öfkeden deliye dönmek hali. (Örn: “Üstüme gelmeyin, heyheylerim tuttu yine.”)
-
Hınzır: Kötü niyetli değil ama oldukça şakacı, ele avuca sığmayan, zeki ve kurnaz çocuklar veya kişiler için sevgiyle karışık söylenir.
-
Höt demek: Korkutmak, gözünü korkutmak, pas vermemek için sert çıkışmak. (Örn: “Ona höt desen ödü patlar.”)
I / İ
-
Irmak: Trakya’nın köylerinde akarsu, çay anlamında en çok kullanılan doğa kelimesidir; özellikle yaz aylarında serinlemek veya sulama yapmak için sıklıkla anılır.
-
Isınık: Bir şeye alışmış, ısınmış, o ortamı veya kişiyi benimsemiş durumlar için kullanılır. (Örn: “Yeni okula çabuk ısınık çıktı bizim velet.”)
-
Ibrık: Geleneksel bakır su kabı; Trakya’da eski evlerde ve köy odalarında hâlâ nostaljik bir obje ya da deyimlerde su unsuru olarak yer alır.
-
İğreti: Eğreti kelimesinin Trakya ağzındaki söylenişi; sağlam durmayan, geçici, derme çatma veya üstüne oturmayan kıyafetler için denir. (Örn: “Bu koltuk pek iğreti durdu sanki.”)
-
İlle de: Mutlaka, kesinlikle, olmazsa olmaz anlamında vurgulu bir ısrar sözcüğü. (Örn: “İlle de gideceğim diyo başka bişey demiyo.”)
-
İmirti: Ortalıkta dolaşan hafif fısıltı, dedikodu veya belirsiz haber dalgası.
-
İncik boncuk: Ufak tefek süs eşyaları, gereksiz ama göze hoş gelen ufak tefek detaylar.
- İnge : Yenge
-
İp koparmak: Kontrolden çıkmak, zıvanadan çıkmak, kuralları hiçe sayarak serbest hareket etmek. (Örn: “Bugün yine ipi kopardı bizim sıpa.”)
-
İş bilenin kılıç kuşananın: Trakya’da maharetli insanlara övgü olarak sıkça kullanılan o meşhur atasözü kıvamındaki tabir.
J / K
-
Jilet gibi: Üstü başı tertemiz, noksansız, son derece şık ve özenli giyinen kişiler için kullanılan tabir. (Örn: “Maşallah, damat gibi jilet gibi olmuşsun yine.”)
-
Kabak tadı vermek: Artık sıkıcı bir hal almak, uzadıkça kabak gibi sırıtmak ve insanı bunaltmak anlamında kullanılır.
-
Kabalak: Kaba, kaba saba yapılı, görgüsüzce davranan kimse veya geniş başlıklı şeyler.
-
Kaçarüçer / Kaçamak: Gözden kaybolma, çaktırmadan ortadan sıvışma hali veya gizli saklı yapılan işler.
- Kaçıl : Çekil / Çekil Ordan Demek.
-
Kafa patlatmak: Bir konu üzerinde çok fazla düşünmek, zihni yormak.
- Kapçık Aazlı : (Kapçık ağazlı) Ağzında bakla ıslanmayan.
-
Kaknem: Huysuz, geçimsiz, aksi, insanı sinir eden tipteki kişiler için söylenir. (Örn: “Yine ne horul horul ediyon kaknem seni!”)
-
Kaldırım mühendisi: Sokaklarda boş boş, amacsızca dolaşan, aylaklık eden kişiler için Trakya mizahında sıkça kullanılan alaycı bir tabir.
-
Kamçı gibi: Çok hızlı, zıpkın gibi, kıpır kıpır ve dinamik kimseler veya hareketler için denir.
-
Kel başa şimşir tarak: Değersiz veya gereksiz bir durum için masraf yapılması ya da abesle iştigal edilmesi durumlarında patlatılan efsane bir Trakya deyimi.
-
Kıymetli: Trakya’da bazı durumlarda sadece değerli değil, aynı zamanda “nazlı, kendini bir şey sanan, kaprisi çekilmeyen” kişiler için de kullanılır.
- Kuva : Kova
L / M
-
Labada: Trakya tarlalarında ve sulak yerlerde kendiliğinden biten, yaprakları sarma yapmak veya hayvanlara yedirmek için kullanılan geniş yapraklı bir bitki. (Örn: “Topla bakalım tarladan biraz labada.”)
- Mintan : Gömlek
-
Lahavle çekmek: Sinirlendiği bir durum karşısında sabır çekmek, içten içe söylenmek veya duruma katlanmaya çalışmak. (Örn: “Adamın laflarını duyunca içimden bir lahavle çektim.”)
-
Lalettayin: Rastgele, özenilmeden, üstünkörü yapılan işler için kullanılan köklü bir ifade.
- Langır Langır : Boş Boş, ( Langır Langır Konuşma / Boş boş konuşma)
-
Leb demeden leblebiyi anlamak: Karşısındakinin ne demek istediğini, o daha cümlesini bitirmeden hemen çakan zeki ve uyanık kimseler için söylenir.
-
Lorke / Lorkalamak: Trakya’da aylak aylak gezmek, sokaklarda amaçsızca dolanmak anlamında kullanılan neşeli bir fiil.
-
Maçuka: Kısa boylu, tıknaz ve toplu yapılı insanlar veya nesneler için yöresel olarak kullanılan sevimli bir tabir.
-
Malamat olmak: Rezil olmak, el aleme maskara olmak, utanç verici bir duruma düşmek. (Örn: “Ortalıkta bu şekilde konuşup malamat olma.”)
-
Mangır: Para, akçe, nakit anlamında halk arasında en çok kullanılan esprili sözcüklerden biri. (Örn: “Var mı cebinde biraz mangır?”)
-
Mecalsiz: Gücü kalmamış, yorgunluktan dökülen, adım atacak hali olmayan.
-
Mıymıntı: Sürekli mızmızlanan, ağır hareket eden, içi geçkin ve enerjisiz kişiler için söylenir. (Örn: “Yürü be mıymıntı gibi kalma arkada.”)
N / O/ Ö
TRAKYA SÖZLÜĞÜ: “N”, “O” VE “Ö” HARFİ (Nereden Nereye Be Ya!)
-
Nohut oda bacası sedir: Çok küçük, tıkış tıkış ama bir o kadar da sıcak ve samimi evler, odalar için kullanılan harika bir benzetme. (Örn: “Evleri nohut oda bacası sedir ama huzurlu.”)
-
Nöbet geçirmek: Bir hastalığın veya sıkıntının şiddetlenmesi, kişinin sancı içinde kıvranması hali.
-
Ona bakarsan: Lafın gelişi, mukayese yaparken ya da bir duruma itiraz ederken kullanılan o klasik Trakya geçiş cümlesi. (Örn: “Ona bakarsan ben de az çökmedim.”)
-
Obez / Obez gibi: Yemek yemeyi çok seven, sofradan kalkmak bilmeyen iştahlı kişiler için yörede takılma amaçlı söylenir.
-
Oluk gibi: Bol bol, kesintisiz ve çok miktarda akan şeyler için (özellikle para harcama veya su akması durumunda) kullanılan tabir. (Örn: “Parayı oluk gibi akıttı yine.”)
-
Öteberi: Evdeki ufak tefek eşyalar, bakkaldan alınan ufak mutfak alışverişi malzemeleri. (Örn: “Çarşıdan biraz öteberi alıp geliver.”)
-
Öyle deme yahu: Karşısındakinin haksız bir iddiasına veya karamsar sözüne karşı tatlı bir itiraz nidası.
-
Özenmek: Birinin yaptığı bir şeye imrenmek ya da bir şeyi çok büyük bir dikkatle, hevesle yapmak.
P / R / S
-
Pırtlamak: Birdenbire ortaya çıkmak, ansızın belirmek ya da küçük bir şeyin fırlayıp çıkması. (Örn: “Nerden pırtladın yine karsımıza!”)
- Pantul : Pantalon
-
Pinti: Son derece cimri, elindeki parayı sıkı sıkıya tutan, harcamaya kıyamayan kimse.
- Pırnik : Fırt çekmek
-
Pösnek: Uyuşuk, tembel, hantal, iş güç yapmayan ve sürekli yatan kişiler için söylenir. (Örn: “Kalk da bi işin ucundan tut pösnek seni!”)
-
Püfür püfür: Hafif serin esen rüzgar ya da ferahlık veren ortamlar için kullanılır. (Örn: “Akşamüzeri balkon püfür püfür esiyo.”)
-
Rahvan gidin: “Kendi yolunuza gidin, acele etmeyin ya da bana bulaşmayın” anlamında kullanılan rahat bir Trakya çıkışı.
-
Rast gelmek: İşlerin yolunda gitmesi, tesadüfen iyi birşeyle karşılaşmak. (Örn: “Bugün pazar alışverişi pek rast geldi.”)
-
Rüya gibi: Gerçek olamayacak kadar güzel, nostaljik ve huzurlu anlar için söylenen nida.
-
Saman alevi gibi: Çabuk parlayıp hemen sönen öfke, heyecan veya durumlar için kullanılan klasik bir benzetme. (Örn: “Onun siniri saman alevi gibidir, hemen geçer.”)
-
Sıpa: Normalde eşek yavrusudur ama Trakya’da ele avuca sığmayan, zeki ama yaramaz çocuklara sevgiyle karışık takılma sözüdür. (Örn: “Nereye kaşınıyon bakıyım sıpa?”)
- Sıpıtmak : Fırlatmak, Bir Şeyi Sıpıt Gitsin, Fırlat Gitsin Gibi Anlamda Kullanılır.
-
Süzülmek: Yorgunluktan bitap düşmek, zayıflamak ya da sinsi sinsi bir yere doğru sızmak.
Ş / T / U / Ü
-
Şamata: Eğlence, kahkaha, gürültülü neşe ortamı. (Örn: “Düğünde epey şamata yaptık.”)
-
Şıngır mıngır: Boş veya az dolu şeylerin çıkardığı tıkırtılı sesler ya da neşeli, oynak haller.
- Şırlan Yağ : Sıvı yağ
-
Taktir etmek / Takılmak: Trakya’da birine laf atmak, neşeyle takışmak anlamında günlük dilin vazgeçilmezidir.
-
Tıkabasa: Yemekten patlayacak dereceye gelene kadar, hıncahınç dolu olma durumu. (Örn: “Köfteyi yedik tıkabasa oturduk.”)
-
Tınmamak: Hiç umursamamak, karşıdakinin söylediklerini takmamak, kafasına göre takılmak. (Örn: “Ne desem tınmıyo bile.”)
-
Ukalalık: Bilmiş bilmiş konuşup insanın sinirini bozma hali; Trakya’da pek sevilmeyen bir özelliktir.
-
Uşak: Bölgeye göre değişmekle birlikte genç erkek, evlat ya da samimi hitap sözcüğü olarak kullanılır.
-
Üşüştürmek: Bir şeyin başına birdenbire doluşmak, kalabalık etmek. (Örn: “Tatlıyı görünce çocuklar hemen üşüştü.”)
-
Üzüm karası: Trakya bağlarının o meşhur siyah üzümüne atıfta bulunan, koyu ve can alıcı renkler için kullanılan benzetme.
V / / Y / Z
-
Velveleye vermek: Küçük bir olayı büyütüp bütün mahalleyi ayağa kaldırmak, ortalığı boş yere telaşa boğmak. (Örn: “İki dakikada ortalığı velveleye verdi.”)
-
Vınlamak: Olduğu yerden hızla uzaklaşmak, toz olmak, ortadan kaybolmak. (Örn: “Polisi görünce vınladı hemen.”)
-
Yalınız: Trakya ağzında “yalnız” kelimesinin o tatlı, uzatmalı ve nevi şahsına münasır söylenişi. (Örn: “Yalınız çok da güzel oldu he!”)
-
Yaman: Çok zeki, ele avuca sığmayan, kurnaz ya da bazen işi inatla ve çok sert yapan kimseler için övgüyle karışık söylenir.
- Yaparım Seni Kırmızı Sekiz : Döverim Seni.
-
Yatılı misafir: Trakya’da kapısı çalınan, evine gelenin baş tacı edildiği ama bazen uzun oturunca arkasından tatlı tatlı konuşulan geleneksel misafirlik durumu.
-
Yırtınmak: Bir şeyi elde etmek veya derdini anlatmak için canla başla, paralanana kadar uğraşmak. (Örn: “Anlatacağım diye bütün gün yırtındım.”)
-
Zıpçıktı: Durduk yere ortaya çıkan, nerden geldiği belli olmayan, cıvık veya dengesiz hareketler yapan kimse.
-
Zıvanadan çıkmak: Kontrolünü tamamen yitirmek, sinirden veya neşeden çığrından çıkmak. (Örn: “Çocukların sesini duyunca zıvanadan çıktım.”)
-
Züğürt tesellisi: Elde avuçta hiçbir şey kalmadığında insanın kendi kendini kandırmak için söylediği boş sözler.
- Zitin : Zeytin